FERHAT ÜNLÜ : YUNAN İSTİHBARATININ KISA TARİHİ
Bundan tam bir yıl önce dünyanın belki de gazeteci kökenli ilk gizli servis patronu olan Yannis P. Rubatis’in halefi Panagiotis Kontoleon, kısa adı EYP olan Yunan Gizli Servisi Ethniki Ypiresia Pliroforion’un (Ulusal İstihbarat Teşkilatı) başına atandı.
Ne hikmettir ki, yeni atanan da istihbarat teşkilatı kökenli biri değildi. EYP’nin başına getirilene kadar Yunanistan’ın en büyük özel güvenlik şirketi olan G4S’yi yönetiyordu.
Kontoleon’un selefi Rubatis’i eski başbakan Aleksis Çipras getirmişti. Halef Kontoleon’u ise, eski Yunan başbakanlarından Konstandinos Miçotakis’in, baba mesleğini icra eden oğlu Kiryakos Miçotakis göreve getirdi.
Rubatis, vaktiyle Washington’da To Vima adlı gazete namına çalışmış bir kıdemli muhabirdi. 2015 yılında EYP’nin başına atandı, dört yıl gizli servis patronluğu yaptı. Rubatis’in 1986’da Pasok Hükümeti döneminde sözcülük yaptığı da vaki. Rubatis, 2008’de de Çipras’ın uluslararası ilişkiler danışmanlığını yürüttü.
1990’larda Avrupa Parlamentosu’nda Pasok milletvekilliği yapan Rubatis, Türk-Yunan ilişkilerine vakıf bir gazeteci olarak biliniyor. Belli ki gazetecilikten çok devlet göreviyle iştigal etmiş!
Gelgelelim mevcut başbakanın eski bir başbakanın oğlu olduğu, iki gizli servis başkanının da meslek, teşkilat dışından seçildiği bir ülkede böylesi nepotizm/liyakat problemleri varken diplomasi ve istihbarat işleri rayında gider mi! Gitmez.
İSTİHBARATÇILIKLA İLGİSİ OLMAYAN GİZLİ SERVİSÇİLER
Yeni EYP başkanının yardımcılığına ise üç yeni isim getirildi: Dionisios Meliçiotis, Vasilios Grizis ve Anastasios Miçialis. Bunlardan ilki Batı Atina Üniversitesi’nin rektörüydü, ikincisi Güvenlik Araştırmaları Merkezi (KEMEA) adlı devlet destekli bir düşünce kuruluşunun müdürüydü. Sonuncusunun CV’si ise nispeten yeni geldiği göreve daha uygun. Miçialis, diplomat kökenli ve Yunan Yeni Demokrasi Partisi’ni, ülkenin parlamentosunun Ulusal Dış Politika Konseyi’nde (ESEP) temsil ediyordu.
Başbakan Miçotakis’in yakın geçmişte yaptığı belki de ne alaka dedirtmeyecek tek ataması ise Ulusal Güvenlik (SEA) Danışmanı’nı değiştirmesiydi. Bu göreve atanan Aleksandros Diakopulos bir tümamiral. Bir dönem Yunanistan’ın Ankara Büyükelçiliği’nde Deniz Kuvvetleri Ataşesi olarak görev yaptı. Demek ki boşuna değildi, Diakopulos’un göreve gelmesinden sonra özellikle son sekiz aydır Akdeniz’de gerilimin tırmanması.
Nitekim Diakopulos, Oruç Reis sismik araştırma gemisinin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleriyle ilgili tartışmalı açıklamaları nedeniyle istifa etti. Diakopulos, Yunan hükümetinin “Oruç Reis denize sismik kablo indirdi, ancak bölgedeki savaş gemilerinin gürültüsü nedeniyle araştırma yapamıyor” iddiası üzerine, “Bir kadın ya hamiledir ya değildir. Az hamile olmaz. Kendimizi kandırmayalım. Oruç Reis sismik araştırmalar yaptı” ifadelerini kullanmıştı. Bu sözleri tepki geçen Diakopulos geçtiğimiz ay hükümete istifası sundu.
Bugün Üç Boyutlu Portre’de Yunan istihbaratının kısa tarihine odaklanarak Doğu Akdeniz’deki Türk-Yunan gerginliğine farklı bir bakış açısı getirmeye çalışacağız. Başlayalım:
Yunan gizli servisi EYP’nin kökleri, Şubat 1908’de kurulan ilk yunan istihbarat teşkilatına dayanıyor. Bu teşkilatın ilk başkanı Panagiotis Danglis askeriye kökenliydi. O dönemde Yunan istihbaratı teknik istihbaratla ilgili bilgiler ve sorgu teknikleri konusunda -buraya dikkat- Fransa gizli servisi ve İngiliz gizli servisinden destek aldı.
Bu ilk teşkilat, 25 Eylül 1925’te National Special Security Service (YAK) adlı bir yapılanmaya dönüştürüldü. Bunu yapan İkinci Yunan Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Theodoros Pangalos’tu. Mezkûr teşkilat 29 Ocak 1926’da National General Security Service (YGAK) olarak isim değiştirdi. O dönemde bu kuruluşlar İçişleri Bakanlığı’na bağlıydı.
Ardından Ocak 1936’da Savunma Bakanlığı’na bağlı State Defense Service adlı bir teşkilat kuruldu. Bu servis de 1953’te EYP’ye dönüştürüldü.
Yeri gelmişken yazalım: Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı’nın (CIA) Yunan istihbaratının kuruluşunda hatırı sayılır bir etkisi var. Aslında EYP, nüfuzlu Yunan-Amerikan CIA ajanları tarafından kuruldu bile denilebilir. Bu ajanlardan en tanınmışı Thomas Hercules (Fetullah Gülen’in Herkül’ü ile karıştırmayalım!) Karamessines idi. Bu zat, sonradan CIA’de de yöneticilik yaptı, daha önemlisi CIA’in Şili Lideri Salvador Allande’yi devirip general Augusto Pinochet’i indirdiği ‘Project FUBELT’ kod adlı darbede aktif olarak rol aldı.
Modern Yunan istihbarat tarihi boyunca en uzun süreyle görev yapmış başkan ise Alexandros Natsinas idi. Natsinas, İkinci Dünya Savaşı ve Yunan İç Savaşı gazisi topçu bir korgeneraldi. FBI’ın yarım asırlık başkanı John Edgar Hoover’ın beşte biri kadar süreyle Mayıs 1953’ten Aralık 1963’e kadar gizli servis başkanlığı yaptı.
Bu dönemde Yunan istihbaratçılar, maaşlarını ABD’den aldılar. (Buna ancak Georgios Papandreou döneminde son verildi.) Dolayısıyla patron hiç tartışmasız Amerikalılardı. 1967-1974 arasında Albaylar Rejimi sırasında, Yunan servisi etkin muhalefeti susturmak için darbe rejimini koşulsuz destekledi.
EYP, Arnavutluk’ta komünist politikacı Enver Hoca döneminde anti-komünist espiyonaj faaliyetlerini CIA ile İngiliz İstihbaratı MI6’in koordinasyonunda yürüttü.
Yunan servisi bu dönemde Yunan toplumu içindeki komünist Arnavutlarla ilgili olarak İngilizlere bilgi temin etti. Sovyet Servisi KGB’nin yönlendirdiği Arnavut yetkililer ise o dönemde, Sovyetlere çalışan ‘efsanevi hain’ İngiliz casus yöneticisi Kim Philby’i maskeledi.
1970 ve 1990’larda Yunan servisi; ASALA, PKK ve Dev-Sol ile gibi Türkiye düşmanı terör örgütlerine destek verdi. PKK’nın o dönemdeki Lideri Abdullah Öcalan, 15 Şubat 1999’da Kenya Nairobi’de yakalanmadan önce İtalya ve Rusya’da kaldığı gibi Yunanistan’da kalmadı ama Yunan gizli servisi tarafından himaye edildi. Hatta Öcalan, Nairobi’de Yunan Büyükelçiliği’nden çıkarken yakalandı. Cebinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs pasaportları vardı. Yunan servisi tarafından korunup kollanıyordu.
GENERALLERDEN DİPLOMATLARA
EYP, ciddi ödenek yokluğu çeken gizli servislerden. Servisin 2008’deki başkanı İoannis Korandis, “Türk gizli servisinin 498 milyon euro fonu var. Bizim gibi yılda 1.5 milyon euroyla casusluk olmaz” diye açıklama yapmıştı.
Yunan servisi, çalışanları sendika üyesi olan nadir gizli servislerden. EYP Çalışanları Sendikası Başkanı Kostas Angelakis, memurlarının maaşlarının bazı durumlarda Ekonomi Bakanlığı hademelerinin maaşlarından bile az olduğundan yakınmıştı.
Yunan gizli servisinde uzun yıllar boyunca generaller başkanlık yaptı. MİT’te de vaktiyle geçerli olan bu gelenek, 1996 Kardak Krizi’nden sonra dönemin Başbakanı Kostas Simitis tarafından bozuldu. Ve servis yöneticiliğine daha çok diplomatlar atanmaya başlandı.
EYP, hali hazırda tıpkı Milli İstihbarat Teşkilatı gibi iç ve dış istihbarattan sorumlu. Silahlı Kuvvetler ve Kıyı Emniyeti ile Hellenic Polis adı verilen teşkilatla ilişkili çalışanları da var.
EYP; özellikle Doğu Akdeniz’deki gerginlik konusunda Askeri İstihbarat Direktörlüğü (DDSP) ile koordineli çalışıyor. Daha önemlisi EYP, Avrupa Birliği gizli servisleri, özellikle de Fransız Gizli Servisi SDGE ve Alman Gizli Servisi BND ile yakın çalışıyor.
Yunanistan’ın, Türkiye’yi ‘Mavi Vatan’dan uzaklaştırmak amacıyla Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölgeler Anlaşması imzalamasında bu ülkelerin diplomatik ve istihbari aklının da etkisi var.
Malum olduğu üzere, bu anlaşmayla amaçlanan şey; Türkiye’nin 21 Temmuz ve ardından 10 Ağustos’ta sismik araştırma gemimiz Oruç Reis için NAVTEX ilan etmesiyle bozulmuştu.
Son olarak gerginlik için devreye giren NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, geçtiğimiz perşembe Türkiye ve Yunanistan liderleriyle yaptığı görüşmenin ardından iki ülkenin NATO bünyesinde ‘teknik görüşmelere başlama kararı aldıklarını’ açıklamıştı. Bizim Dışişleri Bakanlığımız “Yunanistan’ın, NATO Genel Sekreteri’nin bu inisiyatifine destek vermesini bekliyoruz” diye açıklama yaparken, Yunan tarafı bu görüşmeleri yalanlayarak belki de NATO tarihinde ilk kez üyesi olduğu paktın yönetimini tekzip eden bir NATO üyesi konumuna düştü. Atina, “Türkiye gemilerini çeksin, sonra müzakereye başlayacağız” diyerek NATO yönetimini açığa düşürdü.
Türkiye, NATO’nun girişimine destek verirken Yunan tarafı, sahadaki askeri gücüne bakmaksızın ipe un sermeye çalıştı. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, “Türkiye, herhangi bir diyaloga başlamadan önce tehdit politikasından vazgeçmeli” dedi. Tehdit politikası dediği ise Türkiye’nin uluslararası hukuk çerçevesinde kendi deniz yetki alanlarında yürüttüğü arama faaliyetleri.
ATİNA’NIN AKIL HOCASI PARİS
NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, ‘NATO dayanışma ruhu’ çerçevesinde gerilime çözüm bulunması için ‘tüm ilgili müttefik ülkelerle yakın temasta olduğunu’ da belirterek gerilimde Yunanistan’ı provoke eden Fransa’ya da mesaj verdi.
Çünkü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “12 Ağustos’ta Doğu Akdeniz’e asker göndereceğiz” demesinin üzerinden 24 saat geçmeden, Yunanistan ve müttefiki Fransa Girit açıklarında ortak tatbikata girişmişti.
Macron, 1 Eylül’de de savaş jetleri ve denizaltıyla birlikte Charles de Gaulle isimli amiral gemilerini Doğu Akdeniz’e göndereceğini duyurmuştu. (Bu gemi, daha önce Covid-19’dan ötürü karantinaya alınmış bir gemi. Gemide bulunan denizcilere de yapılan testler sonucunda gemideki 1760 insandan 1046’sında Corona tespit edilmişti.)
Yunanistan’ın Doğu Akdeniz gerilimindeki akıl hocası Fransa. (Boşuna değil, Miçotakis’in, “Yunanistan’ın bu konuda AB başta olmak üzere yalnız olmadığının bilinmesini istiyorum” demesi.)
Türkiye’ye yüzme mesafesindeki Meis Adası’nın Atina lehine kıta sahanlığı sebebi olduğu gibi saçma tezi ilk ortaya atan da Fransız Haber Ajansı AFP idi.
Yunanistan ana karasına 580 kilometre uzaklıktaki Kastellorizo (Meis) adlı 10 kilometrekarelik Yunan adası nedeniyle Atina, 40 bin kilometrekare deniz yetki alanı talep ediyor. Olacak iş mi!
Bunun yanı sıra Yunanistan’ın Mısır ile 6 Ağustos’ta imzaladığı korsan anlaşma, Girit ve Rodos adalarının kıta sahanlıklarının kısmen kullanılması şartıyla Mısır’ın kıta sahanlığı ile dikey bir koridor oluşturulmasını hedefliyor. Bu anlaşmanın resmiyet kazanabilmesi için, iki ülke parlamentolarında onaylanması ve ilgili koordinatların Birleşmiş Milletler’e sunulması gerekiyor. Türkiye, 27 Kasım 2019’da Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma Anlaşması ile Yunanistan’ın Girit, Karpathos ve Rodos adalarının güneyinde kalan bölgeyi kıta sahanlığı kapsamında gördüğünü ilan etmiş ve bu anlaşmayı Birleşmiş Milletler’e kaydettirmişti.
Ankara, BM’ye kaydedilmemiş Yunanistan-Mısır Anlaşması’nın ardından Oruç Reis araştırma gemisinin sismik çalışmalar için Akdeniz’e açılacağını yayımladığı NAVTEX ile duyurdu. 10-23 Ağustos arası geçerli olan NAVTEX kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait iki savaş gemisi Oruç Reis’e eşlik etti. Yunanistan da aynı gün aynı bölge için NAVTEX ilan etti ve Türkiye’nin duyurusunun yasa dışı olduğunu iddia etti!
‘CASUS BELLİ’
Ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki karasularını 12 mile çıkarma kararı alması halinde bunun Türkiye açısından bir savaş sebebi olacağını açıkladı. Savaş sebebi kavramının diplomasi literatüründeki karşılığı ‘casus belli’. Latince bir deyim olduğu için Yunanlılar anlamını bizden daha iyi bilirler!
Bu kavram Soğuk Savaş döneminde Türk gizli servis çevrelerinde Yunanistan’la gerginlik hallerinde espiyonaj skandalları gündeme geldiğinde Türkçe düşünülerek ‘casus belli’ şeklinde ifade edilirdi.
Yunanistan’ın 12 mil kararının savaş sebebi kabul edilmesi de Türkiye açısından yeni bir karar değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1995 yılında aldığı kararla, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkartmasının bir savaş nedeni olacağını duyurmuştu.
‘Savaş sebebi’ söylemine Yunan cephesinden gelen yanıt da acı alayla mukabele edilecek cinsten. Enerji Bakanları Kostis Hacidakis, ‘Türkiye’nin savaş tehditleriyle 19. yüzyıldaki gibi bir politika izlediğini’ iddia etti. (19. Yüzyılda savaşlı/savaşsız, hormonal biçimde büyüyen kendi ülkeleriydi hâlbuki! Bu büyüme, 20. Yüzyıl’da İstiklal Savaşı’yla durduruldu!) Üstüne bir de “Ege’nin karşı tarafındaki megalomani ve kendini beğenmişlik kötü bir akıl hocası” dedi. Kendi Megalo İdeaları (Büyük Fikir) ekseninde bizim ana karamıza yüzme mesafesindeki Meis Adası üzerinden kıta sahanlığı kurma saplantılarını görmüyorlar. Megalo İdea kılavuzlu asıl megalomani bu oysa ki!
GERGİNLİKLER TARİHİ
Türkiye ile Yunanistan ilişkileri tarihine genel bir göz atıldığında 199 yıllık mazinin büyük bölümü gerginliklerle dolu. Yunanistan’ın, 1821’de bağımsızlığını kazanmasından itibaren Türk-Yunan ilişkileri genellikle gerginlikler ve savaşlarla belirlenmiş.
Soğuk Savaş’ta bile Türkiye ve Yunanistan NATO üyesi iki komşu ülke olarak Varşova Paktı karşısında yer alsa bile ikili ilişkilerimiz hep gergin ya da mesafeli oldu bu ülkeyle. Yunanistan’la günümüzde sadece Doğu Akdeniz konusunda değil, pek çok konuda sorunumuz var. Kıbrıs sorunu, Batı Trakya sorunu, Patrikhane sorunu ve Ege sorunu bunlardan en önemlileri.
Şimdi oranlara dayalı bir Doğu Akdeniz karasuları resmi çizelim. İki ülkenin tezlerini de altına yazalım ve adaletli biçimde kimin haklı olduğuna karar verelim:
Şu anki 6 mil uygulaması çerçevesinde Ege Denizi’ndeki Yunan karasuları yüzde 43.6, Türk karasuları ise yaklaşık yüzde 7.4. Demek ki ‘casus belli’ olan korsan 12 mil kararını uygulayabilseler bu oran onların lehine iki kat değişecek. Hadi rakam da verelim: Karasularının 12 mile çıkması durumunda Yunanistan, Ege’nin yüzde 71.5’ine, Türkiye ise yüzde 8.7’ine sahip olacak. Yağma Hasan’ın Böreği!
Yunanistan’ın tezine göre Ege Denizi’nde yer alan Yunan adalarının da kıta sahanlığı var ve bu adalar kara ülkesinden farklı değerlendirilmemeli! Türkiye’nin tezine göre ise Yunan adalarının büyük çoğunluğu zaten Anadolu kara parçasının doğal uzantıları. Coğrafi gerçek bu zaten. Dolayısıyla bunların Yunanistan lehine kıta sahanlıklarına sahip olmalarının kabul edilebilir tarafı yok. Türkiye’nin bunu kabul etmesi, egemenlik haklarının ihlaline sessiz kalması demek. Bu da elbette mümkün değil.
Toparlayalım: Yunanistan’ın bundan 2 bin yıl öncesinin hülyalarıyla ‘Megalo İdea’nın (kendileri eril olan Megalo’yu, değil, dişil olan Megali’yi kullanıyorlar) peşine takılması, kendi mitolojilerindeki ‘Pandora’nın Kutusu’nu öyküsündeki gibi kutuyu açtırmaktan başka bir işe yaramaz. (Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü deyip buraya da noktaya koyalım.)
Ona kalırsa kendi anakaraları da dâhil Balkanlar; çok değil 200 yıl önce Türk toprağıydı. Türkiye’nin bir istilacı ‘Megalo İdea’sı yok, ama kendilerinin var.
Yunanistan’ın kısa istihbarat tarihini ve Türk-Yunan gerginliğinin bir özetini veren bu metin, Atina’nın ‘Megalo İdeası’ ile müktesebatı arasında ciddi bir uyuşmazlık olduğunu gösteriyor. Hoş, uyuşmazlık olmasa da ‘Megalo İdea’ya zaten ulaşamazlar, ama Türkiye’yi ‘megalomanlık’la yaftalarken kendi bugünlerine ve mazilerine bakmalarında yarar var.
Kurtuluş Savaşı’ndan Kıbrıs Barış Harekâtı’na, 1990’lı yıllarda ve 2000’lerde hiç eksilmeyen ‘savaş jeti it dalaşları’ndan aktüel Doğu Akdeniz gerginliğine Türk-Yunan meselelerinin özünde ‘Megalo İdea’ denilen saplantıları var. Bizans’ı diriltme amaçlı bu saçma ütopyanın peşinden gitmeye devam ederlerse kaybedecekler.
Mısır’la yaptıkları anlaşma ile Dimyat’a (Mısır’daki eski Akdeniz limanı) gittiler, ama şimdi evdeki bulgurdan (Meis gibi statüsü tartışmalı adalar) olabilirler.
[status draft]
[nogallery]
[geotag on]
[publicize off|twitter|facebook]
[category istihbarat]
[tags EYP (YUNAN GİZLİ SERVİSİ) DOSYASI, FERHAT ÜNLÜ, YUNAN İSTİHBARATI, KISA TARİH]

Bir cevap yazın