Biden yönetimi Türkiye’ye “Ya Rusya, ya da ABD-NATO” dayatmasında bulunuyor!..
Tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ’dan Türkiye-ABD ilişkileri konusunda çarpıcı yorumlar:

Değerli okurlarım,
Gara bölgesinde PKK terör örgütünce alıkonan 13 asker, polis ve sivilin terörist hainler tarafından şehit edilmesiyle ilgili olarak, ABD”nin açıkladığı “şartlı kınama” nedeniyle Ankara ile Washington arasında patlak veren kriz, ABD’nin vahim hatasını anlayıp, PKK katliamını teyit etmesiyle kısmen yatışmış görünüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “PYD’nin terör örgütü PKK ile bağlantısının artık tartışılmaz bir şekilde ortaya çıktığını” belirterek, bu hususun tüm NATO müttefiklerimiz tarafından net bir şekilde tanınmasını talep etti. Bu arada, ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile gecikerek de olsa, beklenen telefon görüşmesini yaptı ve PKK’nın Gara katliamı nedeniyle taziyelerini bildirdi. Başkan Biden ise, göreve başlamasından bu yana bir aydan fazla bir süre geçmesine ve birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmesine rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telefon görüşmesi talebine henüz cevap vermiş değil…
Tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ile bugünkü söyleşimizde, “Türkiye-ABD ilişkilerini Biden döneminde neler bekliyor” sorusuna cevap arayacağız.
★★★
UĞUR DÜNDAR (UD): Sayın Elekdağ, Başkan Biden geleneksel Münih Güvenlik Konferansı’na hitaben yaptığı konuşmada, ABD’nin NATO ittifakına verdiği büyük önemi vurguladı ve müttefikleriyle ilişkileri güçlendireceği hususunda teminat verdi. Türkiye de NATO’nun önemli bir üyesi. Bu durumda önümüzdeki dönemde Türkiye-ABD ilişkilerinin nasıl bir seyir izleyeceğini öngörüyorsunuz?
ABD İLE OLAN ANLAŞMAZLIKLAR BIDEN DÖNEMİNDE DE DEVAM EDECEK
ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (ŞE): Gerçekçi yaklaşım, Biden’in başkanlık döneminde Türkiye-ABD ilişkilerindeki anlaşmazlık ve gerilimlerin devam edeceğine işaret ediyor. Kanımca, 2020 yılında tarafları meşgul eden, S-400, Suriye, PKK/PYD garnizon devleti, Doğu Akdeniz ve Libya sorunları, 2021’de de Türkiye ile ABD’nin dış politika gündemlerindeki yerlerini ve etkilerini koruyacak. Zira, şu anda bu sorunlara çözüm bulunulacağına işaret eden somut bir emare yok!.. Mevcut emareler daha ziyade ilişkilerdeki potansiyel yeni krizlere işaret ediyor. Nitekim ABD basınında yayımlanan haber ve makalelerde, Mart ayında New York’ta duruşmalarına başlanacak Halk Bankası davasından Türkiye’de yönetimin en yüksek kademesini yolsuzluk ve rüşvetle suçlayan ve bankayı ağır para cezasıyla cezalandıran bir karar çıkması ihtimali yüksek görülüyor. Keza ABD basınında, Başkan Biden’in geleneksel 24 Nisan açıklamasında Ermeni asıllı seçmenlere verdiği sözü tutarak 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlayabileceği ihtimalinden söz ediliyor. Bunlara ek olarak, Biden yönetiminin benimsediği insan hakları ve demokrasi politikasının da ilişkilerde ilave sorunlara kaynaklık etmesi beklenmelidir.
(UD): ABD kaynaklı açıklamalar, aramızdaki tüm sorunların anahtarının S-400 meselesine çözüm bulunmasına bağlıymış gibi bir hava yansıtıyor. Bu doğru mu?
ABD’YE GÖRE İLİŞKİLERE EN AĞIR ZARARI S-400’LER VERİYOR
(ŞE): Amerika perspektifinden bakılınca ilişkilere en ağır zararı veren meselenin Türkiye’nin Rusya’dan satın almış olduğu S-400 füze savunma sistemi olduğu anlaşılıyor. Dışişleri Bakanı Blinken’in görevinin Senato tarafından onaylanması sürecinde yaptığı açıklamalar, bu sorunun Türkiye-ABD gündeminin en ön sırasında yer aldığını gösteriyor. Nitekim Blinken, Senato’da sorulan bir soruyu şöyle yanıtlamıştı: “Bir stratejik, sözde stratejik, ortağımızın en büyük stratejik rakiplerimizden biri olan Rusya’yla bilfiil aynı çizgide olması fikri kabul edilemez… Türkiye, birçok açıdan bir müttefikin davranması gerektiği şekilde davranmıyor. Bu, bizim için çok ama çok ciddi bir sorun. Bu konuda gözümüz açık.” Blinken CAATSA yaptırımları konusunda da şu sert ifadelerde bulundu: “Öncelikle mevcut yaptırımların etkisini görmemiz gerekiyor. Ardından da daha fazlasının yapılmasına gerek olup olmadığını belirlememiz gerekebilir.”
(UD): Sert olmaktanda öte, kınanması gereken tehditkâr bir üslup…
ABD NATO ÜYESİ TÜRKİYE’NİN RUSYA İLE YAKINLAŞMASINI KABUL EDİLEMEZ GÖRÜYOR
(ŞE): Blinken, Türkiye ile ABD arasındaki sorunların temelinde Türkiye’nin NATO ittifakına üyeliğinden doğan taahhütlere uymamasının bulunduğunu vurguluyor… NATO’nun ana kurulma nedeninin Rusya’nın saldırganlığına karşı ortak savunma sağlamak olduğuna dikkati çekerek, Türkiye’nin bir yandan NATO üyeliğinin faydalarını görmeye devam ederken, diğer yandan Rusya’yla savunma alanında stratejik angajmanlara girmesinin, ABD açısından “kabul edilemez” olduğunu vurguluyor. Blinken, bu sözleriyle AKP iktidarına şu mesajı veriyor: “Türkiye, Rusya ile ABD/NATO ortaklığı arasında bir seçim yapmalıdır. ABD açısından S-400’lerin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) envanterine geçirilmesi, Türkiye’nin tercihini Rusya lehine yaptığı anlamına gelecektir.
(UD): Blinken Türkiye’yi ilave yaptırımlarla da tehdit ediyor…
ABD DIŞİŞLERİ BAKANI TÜRKİYE’Yİ YENİ YAPTIRIMLARLA TEHDİT EDİYOR
(ŞE): Türkiye’ye14 Aralık 2020’de ilk parti olarak bir dizi CAATSA yaptırımı uygulandı. Bunlar, kısa vadede ekonomiye fazla bir zararı olmayacak, fakat Türkiye’nın dış alıma ve ortaklığa ihtiyaç gösteren savunma projelerini aksatacak ve savunma sanayisine zarar verecek nitelikte yaptırımlar. Blinken, geri adım atmamakta direnmesi veya yeni S-400 bataryaları satın alması durumunda, Türkiye’yi yeni yaptırımlar uygulamakla tehdit ediyor. CAATSA listesine bakıldığı takdirde bu ilave yaptırımların öncekilere nazaran çok daha sert, ekonomik ve mali nitelikte olacağı anlaşılıyor.
BIDEN YÖNETİMİ S-400’LERİ MÜZAKERE KONUSU YAPMAYA YANAŞMIYOR
(UD): Milli Savunma Bakanı Akar,Yunanistan’ın Girit’teki S-300’lerini örnek göstererek, S-400’leri hangarda tutma formülünün Ankara tarafından bir müzakere zemini olarak kabul edilebileceğini açıkladı. Bu yaklaşım, ABD ile ilişkileri rayına oturtmak için bir çıkış yolu olamaz mı?
(ŞE): Biden yönetiminin Türkiye’ye yönelik stratejisi böyle bir müzakereyi öngörmüyor. Nedir bu strateji? Bu strateji, Türkiye ile ilişkiler gündeminin en başınaTürkiye’nin stratejik kimliği -yani hangi kampta olduğu- bazında S-400 sorununu koyuyor ve gündemdeki diğer gerginlik ve meselelere yaklaşımın S-400 sorununun ne şekilde çözümleneceğine göre belirlenmesini öngörüyor. Biden döneminde ABD ile Türkiye arasında ilişkileri düzenleyecek bir yol haritası oluşturulması yönünde bir çaba olacaksa bunun ön şartı S-400 meselesinin ABD’yi tatmin edecek bir çözüme ulaştırılmasıdır.
(UD): Girit formülüne gelirsek…
ABD SAVUNMA BÜTÇESİ YASASI GİRİT FORMULÜNÜ ENGELLİYOR
(ŞE): ABD’nin 2021 Savunma Bütçesi Yasası Girit formülünü engelliyor. Yasadaki ifade aynen şöyle: “Başkan yaptırımları, Türkiye’nin artık S-400’e sahip olmadığını tespit etmesi (certify) üzerine kaldırabilir.” Bu prosedüre göre; ABD Başkanı “Türkiye’nin hiçbir S-400 sistemine sahip olmadığını” tespit edecek ve bu hususu yazıyla Kongre’ye bildirecektir. Bu bildirimi dikkate alan Kongre de Türkiye’ye yaptırımların kaldırılması kararını alabilecektir. Kongre geçirdiği yasanın aynen uygulanmasını isteyecektir. Bu da S-400’lerin Türkiye’deki varlığına nasıl son verileceği sorusunu ortaya çıkarıyor. Türkiye, ABD yasasındaki şartı yerine getirmek hususunda adım atmadığı sürece, Kongre Biden yönetimine Türkiye’ye sert ekonomik yaptırımların uygulanması hususunda baskı yapacaktır…
(UD): S-400 sorununa çıkış yolu bulunmasında Kongre’nin de ikna edilmesi gerektiğine işaret ediyorsunuz… Biden yönetimi isterse bunu yapamaz mı?
(ŞE): İzah edeyim… ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi’nde Türkiye’ye karşı yoğun tepki ve son derece olumsuz bir hava mevcut. Türkiye’ye karşı bu tepkinin temelinde; AKP Hükümeti’nin, -hem Batı’da, hem de Arap dünyasında- bir terör örgütü olarak tanınan Müslüman Kardeşlerin baş destekçisi olduğu iddiasının yanı sıra, AKP iktidarının hukuk, adalet, insan hakları ve demokratik prensipleri ihlal ettiği ve insanlık vicdanını yaralayan uygulamalara başvurduğu algısı ve ülkemize düşman lobilerce yürütülen Türkiye’yi ve tarihini hedef alan yoğun iftira ve yalan kampanyasının kararttığı Türkiye imajı var. Bugün Türkiye’nin Washington’daki lobi gücü sıfır. Kongre’de, yönetimde ve medyada, Türkiye lehinde görüş belirten kimse yok. Türkiye’ye lobi alanında kayda değer destek veren etkin İsrail lobisi aleyhimize dönmüş olup, Rum ve Ermenilerle işbirliği yaparak Türkiye algısına büyük zarar vermekte. Bu lobiler, Türkiye’yi, Kuzey Kore’nin temsilcisi olduğu ve kamuoyunun “parya” olarak baktığı “haydut devletler” kategorisine dahil etmek için büyük gayret sarf etmekteler. Bunlara ilaveten, FETÖ, BAE ve Mısır lobileri ortaklaşa Türkiye’nin imajını bulandırmak, çıkarlarına zarar vermek için birbirleriyle yarış halindeler… Yani, Türkiye’ye CAATSA yaptırımları uygulanması kararının kaldırılması için, Biden yönetiminin Kongre nezdinde ciddi bir uğraş vermesi ve ABD ulusal çıkarlarının bu doğrultuda bir karar alınmasını gerektirdiğine ikna etmesi lazım. Bu ifadelerimde hiçbir abartı yoktur. Bu değerlendirmeyi, Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle ABD Kongresi tarafından Türkiye’ye 1975’te konulan silah ambargosunun 1978’de kaldırılmasına ilişkin müzakereleri Kongre heyetiyle Türkiye namına bizzat yöneten kişi olarak yapıyorum…
(UD): Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu hafta başında Biden yönetimine şöyle bir mesaj gönderdi: “Türkiye olarak Amerika ile ortak menfaatlerimizin görüş ayrılıklarımızdan çok daha fazla olduğu inancındayız. Bu anlayışla, uzun vadeli bir perspektifle, kazan-kazan temelinde yeni Amerika yönetimiyle işbirliğimizi daha da güçlendirmek istiyoruz. Türkiye, iki ülke arasındaki müttefiklik ve stratejik ortaklık ilişkisine yakışır şekilde üzerine düşeni yapmayı sürdürecektir.” (Hürriyet-21.02.2021) Bu mesajı nasıl yorumluyorsunuz?
ABD PKK/PYD GARNİZON DEVLETİNİ KURMA PROJESİNDE ISRARCI
(ŞE): Cumhurbaşkanı, bu mesajıyla, Ankara’nın, NATO ittifakı bağlamında Biden yönetimi tarafından çizilecek hedef ve stratejilerle uyumlu şekilde hareket edeceğini belirtiyor ve bu anlayışla iki devlet arasındaki sorunların bir paket halinde ele alınıp, karşılıklı “al-ver” yoluyla hallini öneriyor. Ancak, söyleşimizin başında ifade ettiğim gibi, Biden yönetimi, önce S-400 sorununda Türkiye’nin geri adım atmasını dayatıyor ve diğer sorunların bunu takiben ele alınmasını öngörüyor. Ayrıca, hem “PKK/PYD garnizon devleti kurma projesinde, hem de Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin meşru haklarına karşıt davranışında ısrarlı… Yani, Türkiye için yaşamsal önemde olan bu konularda ABD müzakereye yanaşmaz bir tutum içinde…
(UD): Bu durumda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı ABD ile ilişkilerde yeni bir sayfa açılması projesi suya mı düşüyor?
(ŞE): Biden yönetiminin “Türkiye’yi Batı kampında tutmak” ve “Rusya ile diğer düşmanlara yaklaştıracak adımlar atmamak” politikası dikkate alındığında, bu aşamada böyle bir hükme varmak isabetli olmaz. 10 Ocak AB liderler zirvesinde, Türkiye’ye yönelik politikanın ABD ile eşgüdüm içerisinde yürütülmesi ve bir Türkiye raporunun hazırlanması kararlaştırılmıştı. Mart sonunda yapılacak AB liderler zirvesinden sonra, AB ve ABD arasında yürütülecek istişareleri takiben Washington’un Türkiye politikası daha belirgin bir şekilde ortaya çıkabilir.
LİNK : www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/ugur-dundar/biden-yonetimi-turkiyeye-ya-rusya-ya-da-abd-nato-dayatmasinda-bulunuyor-6277760/amp/

Bir cevap yazın