E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : ANLAŞMA YOK, TEMENNİ VAR
E-POSTA : oakuloglu@gmail.com <mailto:oakuloglu@gmail.com>
18 Haziran 2021 Yeniçağ Gazetesi
Merakla beklenen NATO Zirvesi ve ikili görüşmeler sona erdi.
NATO zirvesinde olağan üstü bir duruma rastlanmamış, NATO’nun varlığını devam ettirebilmesi ve Batı Dünyasının NATO etrafında konsolide olabilmesi için Rusya ve Çin’in tehdit olarak kabulü ve çevrelenmesi üzerinde durulmuştur.
2030 vizyonunda NATO’nun, sadece bir savunma örgütü değil, daha geniş kapsamlı güvenlik, siyasi, göç, çevre ve iklim konularında da faaliyet göstermesinin gerekliliği ortaya konmuştur.
Türkiye-ABD görüşmesindeki gizem
İki liderin yüz yüze görüşmesi gecikmeli olarak başladığından, ancak 45 dakika olarak gerçekleştirilebilmiş, daha sonra heyetler arası görüşmeler yapılmıştır.
Yüz yüze yapılan görüşmenin arkasından yapılan basın açıklaması ve sorulara verilen cevaplardan, sadece sorunlu konuların bir kısmı için mevcut görüşlerin birinci ağızdan ortaya konduğu, müzakere yapılmadığı anlaşılmaktadır. Sorunlu alanın çokluğu ve görüşmede tercüme zorunluluğu nedeniyle zaten fazlası olamazdı.
Sorunlara ilişkin bir teklif de ortaya konmadığından, taraflar bütün konularda mevcut pozisyonlarını aynen muhafaza etmiş, ilerleme kaydedilmemiştir. Zaten ABD tarafının bugüne kadar gösterdiği tutum, davranış ve söylemlerinden, olası bir ilerleme kaydedilmesinin aleyhimize olacağı açıkça bellidir.
Görüşmede liderlerin iplerin kopmamasına hassasiyet gösterdiği düşünülmektedir. Türkiye, üzerindeki baskının artmaması ve aleyhinde gelişme olmaması, ABD tarafı da Türkiye’nin eksen kaymasına uğramaması için böyle davrandığı değerlendirilmiştir.
Konuların çözümü için ilgili birimlerin görüşmeler yapacağı belirtilmiş ve her iki lider de olumlu ilerlemeler kaydedileceği hususunda iyi temennilerini ifade etmişlerdir.
Ancak bunlar toplantı sonrası yapılan açıklamalardan çıkarılan sonuçlar olup, içeride başka hususların görüşülüp görüşülmediği bilinmemektedir.
Yapılan bu yüz yüze görüşmede yeminli tercüman kullanılmış olması gerekir. Ayrıca görüşmenin devlet kayıtlarına geçmesi için dışişlerinden görevli bir diplomatın da görüşmede bulunması usuldendir ve devlet geleneğidir. Görüşmenin şahsi değil, devletlerarası olduğu dikkate alınarak, “bilmesi gereken” prensibine uygun olarak gerekli açıklamalar yapılmalıdır. Umarım ortada gizemli bir durum yoktur.
Türkiye’nin en iyi ihraç malzemesi
Görüşmede Türkiye, ABD’yle olan sorunların çözümlenebilmesi, en azından aleyhine gelişmelerin önlenebilmesi maksadıyla, cazip bir teklif ortaya koymuştur. Bu da, ABD ve diğer ülkelerin Afganistan’dan çekilmesiyle ortaya çıkacak güvenlik boşluğunu doldurmak için, Kabil Hava Alanı’nın güvenliğini sağlamaya talip olmasıdır.
Hava alanının NATO kontrolünde kalması da kararlaştırıldığından talep olumlu karşılanmış, hatta bunun Pakistan ve Macaristan’la birlikte yapılması da söz konusu olmuştur.
İkili ilişkilerde baskıyı frenlemek veya hafifletmek ve NATO içindeki prestijini artırabilmek için, ordunun bu riskli konuda görevlendirilmesinin uygun olup olmayacağının bir kere daha değerlendirilmesinde fayda görülmektedir.
Bu durum, Soros’un tatsız bir yakıştırması olan, “Türkiye’nin en iyi ihraç malzemesi ordusudur” sözünü hatırlatmıştır.
“Soykırım” sözü konusundaki tutum
24 Nisan’da Biden’ın Türkiye’yi soykırım yapan ülke olarak ilan etmesine tepki gösterilmiş ve bununla yetinilmeyeceği, 14 Haziran’daki yüz yüze görüşmede bu suçlamanın kabul edilemeyeceğinin doğrudan dile getirileceği defaten belirtilerek, Türk Milleti’nin bu konudaki hassasiyetine tercüman olunacağı ifade edilmiştir.
Konuyu açması gereken Türkiye’dir. Ancak bu hususun gündeme gelmesinin toplantının olumlu havasını bozabileceği endişesiyle konuya değinilmediğinin ve bundan da memnuniyet duyulduğunun söylenmesi yadırganmıştır. Hayal kırıklığı yaratmıştır. Sonuçta bu suçlama Biden’ın yanına kâr kalmış, diğer ülkeleri de bu yönde yüreklendirmiş ve yol açmıştır.
ABD ve diğer liderle yapılan ikili görüşmeler, sorunlu ülkelerle kurulmaya çalışılan ilişkiler ve yumuşak beyanlar, Türkiye’nin olumlu bir imaj yaratma çabasında olduğunu göstermektedir. Bugüne kadarki uygulamalardan farklı olan bu tutumun, ilke, hak ve çıkarlarımızdan taviz verilmesine ve prestij kaybına yol açmamasına dikkat edilmelidir.

Bir cevap yazın